Mistress
America benim için Baumbach & Gerwig ikilisinin bir diğer filmi Frances Ha
gibi özel bir film. Özel, içten ve içimden… Tevekkeli değil, kendimden bir şeyler
bulmayı bekliyordum zaten de, hemen açılış sahnesinde naklen hatıralarımı
izleyeceğim aklıma gelmezdi tabii. O şaşkınlığımı hala üzerimden atabilmiş
değilim, tesadüfün de bu kadarı... Tracy(Lola Kirke)'nin valizi elinde ilk kez yurt
odasının kapısından içeri girdiği sahneyi kastediyorum. Saçma gelebilir ama
aynısını yaşadım, yani üniversiteyi kazanıp yurt odasına bavulumla yerleşmek
için yorgun argın ve yeni hayatın heyecanıyla adımımı ilk attığımda benim de
karşılaştığım manzara tıpatıp aynıydı, ve bu kişisel bir his, inanın tarif
edebilmem mümkün değil. İnsanın izledikleri karşısında “aaa evet benim de
başıma gelmişti” ya da “çok doğru tespit, karşılaşmıştım” şeklinde tepkiler
vermesi o seyirliği yaşanır ve samimi kılıyor. Baumbach’ın bütün filmlerinde bu
akraba ya da yakın arkadaş hissiyatı mevcut, insanın içini ısıtıyor. Bütün o
adaptasyon sorunları, özgürce kurduğun hayallerin gerçeklerle çarpışarak
kısıtlanması, insanlar tarafından anlaşılmama gibi durumlar, popüler olma hevesleri,
yüksek tansiyonlu gelecek kaygıları çok tanıdık gelmedi mi size de? Noah Baumbach en başarılı ürünlerini hayat arkadaşı Greta Gerwig’le direksiyonun başına geçtiği
iki filmde verdi bana kalırsa. Bu iki filmi de kendi genç-yetişkin buhranlarıma
yetiştirdikleri için müteşekkirim kendilerine. Bu kadar beğenmemin sebebi
kesinlikle kurduğum bağlar.


