Atmaca (ya da Cahilliğin Umulmayan Erdemi)
Alejandro González Iñárritu sineması hakkında ahkam kesecek değilim. Kendisinin bundan önceki 3 filmini de izlemedim henüz. Birbiriyle alakasız olaylar ve insanlar arasında ustaca kurduğu bağ ile meşhur Meksika’lı yönetmen. Birdman, kimilerine göre filmografisinin en iyisi ve en farklısı kabul ediliyor. En iyisi midir bilemem ama farklı bir film olduğu kesin. Hakkını vermek lazım. Çünkü ahım şahım bir senaryoya sahip olmamasına rağmen üslubuyla seyirciyi etkilemeyi, içine çekmeyi başarıyor. Bunu da yönetmenine borçlu elbette. Inarritu’nun kamera arkasında soluğunu net bir biçimde hissedebiliyoruz. Birdman’in üzerine bayağı bir kafa yorulmuş, emek harcanmış belli. 9 dalda aldığı Oscar adaylığı da bu kadar emeğin mükafatı olmuş. Alışılmışın dışında bir sinema dili var Birdman’in. Tek plan çekimleri sayesinde izleyiciye sanki kuliste oyuncuların arasında dolaşıp, onları gözetliyormuş hissi veriyor. Oyuncuların abartıya kaçmayan performansı da bu hissi kamçılıyor. Yabancı bir sofrada afiyetle yenilen, farklı ama lezzetli bir tat adeta! Hele ki bu ziyafette bize eşlik eden Antonio Sanchez’in müzikleri de doyumumuzu arttırıyor.
Konudan bahsedecek olursak… Bir zamanlar canlandırdığı süper
kahraman kararakteriyle (Birdman) insanların gönlünde taht kurmuş, şöhretin
tadına varmış, yıllar sonra ise çıktığı zirveden ve gözlerden daha mütevazi bir
mevkiye: Broadway sahnesine düşmüş, unutulmuş bir aktör olan Riggan’ın,
hayatından duyduğu memnuniyetsizliğe ve maziye geri dönme hevesine odaklanıyor
film. Riggan, Birdman’le öylesine bütünleşmiş ki, baştan sona kadar onların
hesaplaşmasına tanık oluyoruz. Aslında Riggan’ın geçmişiyle yüzleşmesi bu.